Ege Bölgemizden Efelerimiz

(1/3) > >>

sindirgidedeler:
Kıllıoğlu Hüseyin Efe
KILLIOĞLU HÜSEYİN EFE
Tatar Memişler Köyü, Çine, Aydın

Annesi Yağcılar köyünden Fadimedir. Babası Tatar Memişler köyünden Bekir oğlu Hüseyidir. Yörük aşiretlerinden olduğu söylenir. Çocukluğunda keçi çobanlığı yapmıştır. İnce uzun boylu, buğday tenli ve sert mizaçlı, haşin olduğu kadar cesur davranışları gençliğinde dikkati çeken vasıflardı. Küçük yaşta iken babası öldüğü için bir köy düğününde ağabeyi İbrahim öldürülünce, katilini bulmak ve intikam almak için dağa çıktı. Katili bulamadı ama oğlunu bularak onu öldürdü. Askerden kaçıp gelen kardeşi Mehmet ile birlikte oldu.

sindirgidedeler:
DEMİRCİ MEHMET EFE
1883 Nazilli, 1959 Aydın Merkez

Babasının mesleğinden dolayı Demirci lakabını aldı. Askerlik görevini İzmir 5. depo alayında demirci olarak yaparken Ermeni bir Yüzbaşıdan yediği dayak üzerine firar etti. Köyüne dönen demirci, burada rahat durmayınca Çakırcalı Mehmet Efe tarafından Ödemiş'in Fata köyüne imam olarak gönderildi. Çakırcalı'nın ölümünden sonra Yanık Ali Efe çetesine katılan Demirci, cesareti gözüpekliği sayesinde çete içinde önemli bir konum aldı ve kısa zamanda Aydın ve Ödemiş havalisinde zorlu ve amansız bir efe oldu. İzmir'in işgalinden sonra 11 Temmuz'da resmen Kuvâyi Milliye'ye katıldı. Sonra Kurtuluş savaşında başlık mücadelesine katıldı.

TBMM Hükümeti'nin 9 Aralık 1920 tarihinde aldığı bir karar, Afyonkarahisar dolaylarındaki Atlı Takip Kuvvetleri'nin düzenli orduya süvari birlikleri olarak katılmasını öngörmekteydi. Albay Refet Bey'in 300 adamıyla birlikte süvari alay komutanı olarak düzenli orduya katılması yönündeki teklifini, Çerkez Ethem'in telkinleriyle dikkate almayan Demirci Efe üzerine kuvvet gönderilmiştir. Albay Refet Bey komutasındaki süvari birliklerinin 11 Aralık'ta başlattıkları harekat sonunda Demirci Efe'nin adamları ele geçirilmiştir. Yaşı uygun olanlar düzenli ordu birliklerine katılmış, diğerleri terhis edilmiştir. Demirci Efe ise 30 Aralık tarihinde TBMM Hükümeti'ne teslim olmuştur. Efe, Karacasu-Dualar Köyü'ne yerleşmiştir. Yanına, çok güvendiği Jandarma Yüzbaşı Nuri Bey'in seçtiği 50 kişilik bir muhafız kuvveti bırakılmıştır.

sindirgidedeler:
ÇAKIRCALI MEHMET EFE
1872 Ödemiş, İzmir - 17 Aralık 1911 Karıncalı Dağı,Nazilli
[img=http://img1.loadtr.com/k-801801-ege.jpg]http://[/img]

Çakıcı olarak da tanınan Çakırcalı Mehmet Efe, 1872 yılında bugünkü İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Ayasuluğ Köyünde dünyaya geldi. Annesi Hatice, babası eski Zeybeklerden Çakırcalı Ahmet Efe idi. Baba–oğul her iki zeybeğin de kullandıkları Çakırcalı lakabının, birtakım kaynaklarda mensup oldukları bir Yörük aşiretinden gelme olduğu belirtiliyorsa da yapılan araştırmalar sonucu bunun oldukça düşük bir olasılık olduğu ortaya koydu.

Babası eşkıyalığı bırakmış, düze inmiş, kendi halinde bir köylü olarak yaşarken bu durumdaki eski zeybeklerin yeniden dağa çıkmalarını önlemek amacıyla verilen gizlice öldürülmeleriyle ilgili bir emir doğrultusunda zaptiye çavuşu Boşnak Hasan tarafından öldürüldü. Babasının öldürüldüğünde Mehmet, henüz 11 yaşındaydı. Uzun süre tütün kaçakçılığı yaparak yaşamını sürdürdü. Bu işte en büyük yardımcısı babası Ahmet Efe'ye de yardım etmiş olan Eşkıya Mustafa idi. Bir zaman sonra Hacı Eşkıya'nın geçmişte kendisini bırakarak başka bir gençle kaçan karısını ve kaçtığı genci Ödemiş'teki evinde öldürür. Kısa bir süre sonra da babasını da tuzağa düşürerek öldüren Boşnak Hasan Çavuş tarafından yakalanarak hapse atıldı. Ancak delil yetersizliğinden dolayı mahkemede beraat ederek serbest kaldı.

Çakırcalı'nın bir gün başına bela olacağını bilen Hasan Çavuş'un yıllar önce işlenen bir hırsızlık olayını da ona mal edip takibe düşmesi ve köyüne baskın düzenleyerek annesi ve diğer akrabalarına türlü hakaretlerle işkence yapması Çakırcalı'yı çileden çıkardı. Bu olaylar ve babasının da öcünü almak amacıyla Çakırcalı, yanında Hacı Mustada, Çoban Mehmet, Harmnlıoğlu Ahmet, Koca Mehmet, Arap Mercan, Kara Ali gibi yiğitlerle dağa çıktı ve Çakırcalı Mehmet Efe dağa çıktı, Osmanlı gelip de yakalasın diye Osmanlı'ya haber salar.

Halk arasında ün kazanan ve öyküsü destanlaşan Çakırcalı, diğer bir çok efe gibi o da varlıklı kişilerden aldığı paraları kendisine yardım eden yoksullara dağıttı. Çevredeki bir çok varlılık kişiyi köprü, çeşme gibi yararlı işler yapmaya zorladı. Bu sayede halkın gözünde kısa bir sürede yüceldi. Çakırcalı, bir ara peşine düşmüş olan Hasan Çavuş ile Mülazım Hüsnü Efendi'yi de bir pusuda öldürdü.

Ünü Osmanlı ve sınırlarını aşarak Avrupa'ya kadar yayılan ve Avrupalı bir çok gazetecinin kendisiyle söyleşiler yaptığı Çakırcalı Efe ile baş edemeyen Osmanlı kendisine çeşitli defalar af çıkarttı.
1912'de Nazilli yakınlarındaki Karıncalı dağ mevkisinde yönetim güçlerince girdiği bir çatışma sonucu ölmüştür. Kendisinin 'eğer bana bir şey olursa sizi yok ederler, o yüzden benim başımı yok edin' tembihiyle kafası kesik şekilde Karıncalı Dağ' da gömülmüş

sindirgidedeler:
YÖRÜK ALİ EFE
1895 Kavaklı, Sultanhisar, Aydın - Bursa 23 Eylül 1951

Kurtuluş Savaşı sırasında 16 Haziran 1919'da Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vurmak suretiyle Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmuş olan efedir.

Babası Sarıtekeli sülalesinden İbrahim oğlu Abdi, annesi yine Yörüklerin Atmaca sülalesinden Fatma’dır.

Yörük Ali 19 yaşına geldiğinde, Aydın dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin grubuna katılmak istedi. Ağır bir sınavdan geçirilerek gruba alındı. Kısa zamanda Efe’nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak grupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak grubun başına geçti.

Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali Efe, bu süre içinde daima ezilenin mağdur edilenin, güçsüzün yanında oldu. Haklı olarak halk tarafından sevildi, itibar ve destek gördü.

Yörük Ali Efe 1919 senesinde dağdan indi. O sıralar düşman İzmir ardından Aydın ve Nazilli’yi işgal etmişti.

Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve bazı arkadaşları, Aydın ilinin Çine ilçesi Yağcılar köyünde toplanarak, Yörük Ali Efe ve arkadaşlarının 16 Haziran 1919 tarihinde Sultanhisar ve Atça arasındaki Malgaç deresinin üstünden geçen Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki Yunan karakoluna baskın yaptılar. Baskın sonunda karakol tümüyle imha edildi, cephane ve erzaklar ele geçirildi. Bu baskın Batı ve Güney Anadolu’da düzenli, bilinçli, ve milli şuurla işgalcilere yapılan ilk baskın olarak kabul edilmektedir. Bu önemli başarı halka ümit ve cesaret vermiş, düşmanın yurttan kovulabileceğine olan inancını arttırmış ve Yörük Ali Efe’nin liderliğini perçinlemiştir. Düşman beklemediği bu baskın karşısında paniğe kapılmış, Nazilli’deki kuvvetlerini Aydın istikametine kaçmıştır. Ne yazık ki çevreyi yakarak, yıkarak, masum insanları öldürerek.

Daha sonra 7. Tümen kumandanı Şefik Aker’in başkanlığında kurulan halk meclisinde oy birliğince alınan karar uyarınca Aydın, Yörük Ali Efe emrindeki kuvvetler tarafından kurtarılmıştır. Ancak takviye kuvvetlerle güçlenen düşman ordusu Aydın’ı ikinci kez işgal etmiştir. Artık kanlı savaşlar başlamıştır. Köşk, Umurlu ve Dörtyol cephesi kurularak olağanüstü cesaretle, donanımlı ve sayıca çok fazla olan düşman kuvvetleri büyük kayıplara uğratılmıştır. Böylece düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir süre düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engellenmiştir.

Düzenli ordunun kurulması üzerine Yörük Ali Efe, emrindeki savaş deneyimi çok iyi olan büyük bir gurubu her ferdinin istek ve sevgisiyle orduyla bütünleştirmiştir. Kendisi de Milli Aydın Cephesi Komutanı olarak savaş sona erene kadar vatani görevini sürdürmüştür.

Yörük Ali Efe alçakgönüllü bir insandı. Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü ile ilgili olarak yapılan övgülere verdiği şu cevabı her zaman hatırlanacaktır:

"Bazı kimseler savaş zamanında yapılan işlerin bir çoğunu bana ve başkalarına mal ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her vatansever o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Milli mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin sesi olur mu ki?"

Cumhuriyet döneminde Yörük soyadını alan Ali Efe, Kurtuluş Savaşından sonra altı sene İzmir’de yaşadı, 1928 senesinde, Kurtuluş Savaşında bir süre karargahı olan Yenipazar’a taşındı. 1951 senesinde, İzmir'de geçirdiği talihsiz bir tramvay kazasında bacaklarını kaybetti. 1953 yılında tedavi için gittiği Bursa’da ölmüştür.

Yörük Ali Efe vasiyetinde Yenipazar’da toprağa verilmesini istedi. Ayrıca "Halkı iyidir, toprağı sever, toprağı seven insan sever. Ben orada rahat ederim dedi."

Kuvayı Milliye’nin bu değerli komutanı TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca Türk Milleti tarafından adına türkü yakılmıştır.

Yenipazar'daki evi Kültür Bakanlığı tarafından müze olarak düzenlenerek Yörük Ali Efe Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır.

sindirgidedeler:
KERİMOĞLU EYÜP EFE

1900 yılında Muğla Pisi’de(Yeşilyurt) Maşat denilen yerde bir düğün kurulur. İlerleyen saatlerde Kerimoğlu Eyüp arkadaşları ile zeybek oyununa kalkar. Ama Ağabeyi Hüseyin’in arkadaşı Kocaoğlan oyunu sarhoş kafayla bozar. Eyüp, hakaret anlamına geldiğini bildiği halde buna ses çıkarmaz. Ancak kocaoğlan gider İzzet Ağa’nın masasına oturarak eğlenmeye başlar. Eyüp tabancasıyla İzzet Ağa’nın üzerine yürür. Çıkan kargaşada muhtar İzzet Ağa yaralanır, Eyüp kaçar. Köylülerce yakalanan Eyüp muhtarın adamları tarafından dövülür. Anası Hatça Kadın Eyüp’ü kurtararak evlerine götürür. Ertesi gün kolluk kuvvetleri Eyüp'ün evini kuşatmıştır. Eyüp dağlara doğru kaçarken çıkan çatışmada bir zaptiye ölür. Kerimoğlu Eyüp hiç yoktan katil olmuştur. Zaptiyeler uzun süre dağda Eyüp'ün izini sürmüşler ama bulamamışlardır. 19 yaşındaki bu zeki ve çevik genci ele geçiremezler.

Ve nihayet Milas’ta kaçakçı yakalamakla ünlenmiş “Kör Arap” lakaplı İsmail Çavuş’a haber salarlar. Kör Arap, daha önce girdiği bir çatışmada gözünün birini kaybettiğinden ve çok esmer tenli olması sebebi ile bu lakap ile anılırmış. Çok acımasız ve çok keskin nişancıymış.
Eyüp, uzun süre dağlarda gezmiştir. Bu sıralarda Yerkesik Çakallar mahallesinde İbiş İbrahim’in torunu Sarı Sultan'a âşık olur.
1901'in güz aylarında Ağabeyi Hüseyin, Kocaoğlan ve Kerimoğlu Eyüp, Sarı Sultan'ı dedesi İbiş İbrahim’den istemek için Menteşe’ye(Çakallar) gelirler. Torunu Sarı Sultan’ı vereceğini söyleyen İbiş İbrahim onları misafir eder. Bir yandan da kız kardeşinin oğlu ile jandarmaya haber gönderir.

Çakallar’a gelerek evi saran Kör Arap ve jandarmanın sabaha karşı yaptıkları baskında Eyüp ölür, diğerleri yaralı olarak kurtulur.
19 yaşında, kalleşçe vurulan “Kerimoğlu Eyüp” için yöre halkınca türküler yakılmıştır. (Egenin ünlü zeybeği Kerimoğlu)
Öldürüldüğü ev, Yerkesik Belediyesi tarafından “Kerimoğlu Eyüp Türküsü Evi” olarak restore ettirilerek ziyarete açılmıştır.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa