HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞAN MEHMET KÖSEM(KİRAZ MEHMET)DAYIYA MEVLADAN RAHMET DİLER ,YAKINLARINA BAŞ SAĞLIĞI VE SABIR TEMENNİ EDERİZ
TOPRAĞIN BOL OLSUN KİRAZ DAYIM...
İZMİR'İN SELÇUK İLÇESİ KENT BELLEĞİ AİLE TARİHİ YARIŞMASINDA KÖYÜMÜZÜN YILDIZI PARLADI.KENT BELLEĞİ AİLE TARİHİ PROJE YARIŞMASINDA SELÇUK ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİSİ OLAN KÖYÜMÜZDEN SELÇUK'TA İKAMET EDEN EMEKLİ İMAM HAFIZ MUSTAFA ERYILMAZ'IN TORUNU DEDELER KÖYÜ ÖRF ADETLERİ İLE KATILDIĞI YARIŞMADA ÜSTÜN BAŞARI SAĞLAYARAK JÜRİDEN VE KATILIMCILARDAN BÜYÜK ALKIŞ VE DESTEK ALARAK BİRİNCİLİK ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜR.BÖYLELİKLE KÖYÜMÜZ FARKLI BİR BOYUT İLE TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE YERİNİ ALMIŞTIR.BU TANITIMDA EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜRLERİMİZİ BİR BORÇ BİLİRİZ.YARIŞMA İLE İLGİLİ VİDEO VE RESİMLER SİTEMİZDE YAYINLANACAKTIR.
2012 YILI GELENEKSEL KÖY HAYRIMIZ 10 HAZİRAN 2012 PAZAR GÜNÜ ,DAHA ÖNCE OLDUĞU GİBİ KÖYÜMÜZDE YAPILACAKTIR.HAYRIMIZA HERKES DAVETLİDİR.BİLGİ İÇİN DEDELER KÖYÜ MUHTARI MEHMET ALİ ÖZTÜRK İLE İRTİBAT KURABİLİRSİNİZ.
KÖY MUHTARI TEL:05335205145-02665451106
KÖYLÜLERİMİZDEN RAHMETLİ ARİF HOCANIN OĞLU İBRAHİM ERYILMAZ KALP KRİZİ GEÇİREREK ACİL OLARAK BALIKESİR ATATÜRK DEVLET HASTANESİNE KALDIRILARAK YOĞUN BAKIMA ALINMIŞTIR.KENDİSİNE YÜCE MEVLADAN ACİL ŞİFALAR DİLİYOR,BİR AN ÖNCE SAĞLIĞINA KAVUŞMASINI TEMENNİ EDİYORUZ.
ÇANAKKALE
Türk Milleti tarihte çok destanlar yazdı. Ancak hiç biri Çanakkale kadar acıklı ve Çanakkale kadar büyük değildi. Bir milletin aslında var oluş mücadelesinin ilk ışıklarının yakıldığı yerdi Çanakkale. 97 yıl önce bugün kazanılan bu büyük zafer ve ardında 250 bin şehit…
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer….
Çanakkale’nin bir zafer alanına dönüşmesinde başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun silah arkadaşı olan gizli kahramanlar vardır. Başta bu kahramanlarımızı saygı ile anıyor, gençlerimizin sahiplik duygularının nesilden nesile artarak devam etmesi temennisiyle bu büyük zaferimizi kutluyoruz.
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı” Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına, Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram? Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer; Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi; “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi. Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i... Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına; Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle; Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.